tr
Samipaşazade Sezai

Sergüzeşt

Notify me when the book’s added
To read this book, upload an EPUB or FB2 file to Bookmate. How do I upload a book?
    b3181542081has quoted5 months ago
    entelektüel çevrelerinin sıkça ziyaret ettiği kalabalık bir konakta büyümüş ve burada Farsça, Fransızca, Arapça ve Almanca öğrenme imkânı bulmuştur. Sezai Bey’in edebiyata karşı ilgisi de kuvvetli bir edebiyat mahfili olan bu konakta başlamıştır. Edebiyat
    b3181542081has quoted5 months ago
    kişiye ikametgâh olan konağında tertip edilmiş derslerimizi bitirdikten sonra…” sözünden de anlaşılacağı gibi, zamanının entelektüel çevrelerinin sıkça ziyaret ettiği kalabalık bir konakta büyümüş ve burada Farsça, Fransızca, Arapça ve Almanca öğrenme imkânı bulmuştur. Sezai Bey’in edebiyata karşı ilgisi de kuvvetli bir edebiyat mahfili olan bu konakta başlamıştır. Edebiyat Tarihçisi Fevziye Abdullah’ın aktardığına göre Sami Paşa
    b3181542081has quoted5 months ago
    Sami Paşa’dır ve yazar da babasına atfen Samipaşazade olarak anılmıştır. Samipaşazade Sezâi’nin: “Pederimin yüz kişiye ikametgâh olan konağında tertip edilmiş derslerimizi bitirdikten sonra…” sözünden de anlaşılacağı gibi, zamanının entelektüel çevrelerinin sıkça ziyaret ettiği kalabalık bir konakta büyümüş ve burada Farsça, Fransızca, Arapça ve Almanca öğrenme imkânı bulmuştur. Sezai Bey’in edebiyata karşı ilgisi de kuvvetli bir edebiyat mahfili olan bu konakta başlamıştır. Edebiyat Tarihçisi Fevziye Abdullah’ın aktardığına göre Sami Paşa, oğlu Sezai Beyle birlikte Abdülhak Hamit’e bu konakta Hafız’ın Divan’ını okutasıymış.
    Samipaşazade Sezai 1880’de memuriyete girmiş ve daha sonra Londra elçiliğinde görev almıştır. Londra’da dört yıl kalıp bu süre zarfında Batı edebiyatını yakından takip etmiştir. Eserlerinin yekûnu fazla tutmasa da, en önemli eseri sayabileceğimiz Sergüzeşt isimli romanı Türk romanının mihenk taşlarından biri olmuştur. Samipaşazade, Sergüzeşt’in yayınlanmasından sonra göz hapsinde olduğu vehmine kapılarak 1901’de Paris’e gitmiş ve II. Meşrutiyet’in ilanına kadar orada ikamet etmiştir. Paris’te Jöntürklerle tanışıp, İttihat ve Terakki’ye katılmıştır. Meşrutiyet’in ilanı ile yurda dönmüş, daha sonra Madrid elçisi olarak atanmıştır. I. Dünya Savaşı başlayınca İsviçre’ye gidip savaş bitene kadar aynı yerde yaşamını sürdürmüştür. 1921’de ise henüz yaş haddi dolmamışken emekliye sevk edilmiştir
    b3181542081has quoted5 months ago
    Almanca öğrenme imkânı bulmuştur. Sezai Bey’in edebiyata karşı ilgisi de kuvvetli bir edebiyat mahfili olan bu konakta başlamıştır. Edebiyat Tarihçisi Fevziye Abdullah’ın aktardığına göre Sami Paşa
    b3181542081has quoted5 months ago
    münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak yazamadığı şeyleri anlamak için onun bulunduğu muhiti ve muhat olduğu tesirât ve teessürâtın nüfuzunu arz etmektir.
    O zamanki hayatta
    b3181542081has quoted5 months ago
    ve sair yerlerde yazdıklarım cem edilse Sergüzeşt gibi birkaç kitap olur. Şimdi geçmiş, maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu
    b3181542081has quoted5 months ago
    edilse Sergüzeşt gibi birkaç kitap olur. Şimdi geçmiş, maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak
    b3181542081has quoted5 months ago
    maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak yazamadığı şeyleri anlamak için onun bulunduğu muhiti ve muhat olduğu tesirât ve teessürâtın nüfuzunu arz etmektir.
    O zamanki hayatta Avrupalılarınki
    b3181542081has quoted5 months ago
    yeldâda doğan tek tük yıldızlar, terk-i diyâr ederek gurbet ellerinin âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu. Edebiyat ile baş başa kalmak için bütün vatanda bir kûşe-i ârâmîde yoktu. Bu hallere karşı tesir-i muhit ile geçirdiğim
    b3181542081has quoted5 months ago
    âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu
    b3181542081has quoted5 months ago
    volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu
    b3181542081has quoted5 months ago
    -ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin
    b3181542081has quoted6 months ago
    ellerinin âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu. Edebiyat ile baş başa kalmak için bütün vatanda bir kûşe-i ârâmîde yoktu. Bu hallere karşı tesir-i muhit ile geçirdiğim şedit, yakıcı, muharrip bir hayat-ı asabî içinde yazıhanemin önünde mülhime-i şiirin fikrî taltif ve teşrifini beklerken kapımda hafiyelerin ayak seslerini, penceremden beni gözetleyen kaplan bakışlı gözlerini görürdüm. Çünkü Sergüzeşt’e esaret aleyhinde başlamış ve “hürriyetine” diyerek nihayet vermiştim.
    O devirde milletlere temin-i refah ve ticaret için, ilim ve marifet ihracât ve ithalâtı için fikir u zeka mesire ve tenezzühleri için ummanın üzerinde iyâb ü zehâb eden saray-ı cârîlerin izleri, hututu; kıtaları birbirine raptederken, ilme yeni bir mekşûfe ilavesi emeliyle kutuplara gidip gelinir iken Boğaziçi’nin geceleri bir sahilinden diğer sahiline geçmek memnu idi. Hâlbuki o sahiller, bazen rüya-yı behiştîye benzeyen Boğaziçi’ne hayalin istiğrakı için
    b3181542081has quoted6 months ago
    Cihan-ı irfandan gördüğün bu telakkiye karşı hiç olmazsa beş on kitabın Sergüzeşt’i takip edecekti. Sergüzeşt bir vaat idi. Vaadini niçin tutmadın?...
    1305. Otuz üç sene sabah olmak bilmeyen, ufuklarında en küçük bir şule-i şafak görünmeyen bir şeb-i yeldâ içindeydi. O şeb-i yeldâda doğan tek tük yıldızlar, terk-i diyâr ederek gurbet ellerinin âfâk-ı hicrânında üful ediyor, kalanlar da sema-yı vatanda bir müddet parladıktan sonra, istibdadın tutuşturduğu volkanlardan yükselen bir dûd-ı siyahın içine gömülüyordu. O devirde bir şûriş-i fikr ve kalp efrattan cemiyete, cemiyetten memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, sakit ve rakit cereyanların menabiini ihlal ediyordu. Edebiyat ile baş başa kalmak için bütün vatanda bir kûşe-i ârâmîde yoktu. Bu hallere karşı tesir-i muhit ile
    b3181542081has quoted6 months ago
    Ben istitâr ettim. Küçük Şeyler ile Rumuzü’l-Edeb’i1 neşrederek Paris’e hicretle yedi sene Şura-yı Ümmet Gazetesi’nde mücadele ettim. O gazete ve sair yerlerde yazdıklarım cem edilse Sergüzeşt gibi birkaç kitap olur. Şimdi geçmiş, maziye münkalib olmuş bir devrin galeyan ve heyecanını bu sahifelere getirmek istemem. Bunları söylemekten maksat, malum olduğu üzere bir müellifin yazdığı veya daha ehemmiyetli olarak yazamadığı şeyleri anlamak için onun bulunduğu muhiti ve muhat olduğu tesirât ve teessürâtın nüfuzunu arz etmektir.
    O zamanki hayatta Avrupalılarınki gibi roman mevzuu bulmak müşküldü. Fakat Avrupalılar gibi yazmak ne için? Sade, mahrem ne kadar roman mevzuu bulunurdu. Bir de ben hissetmediğim şeyi yazamam. Daha doğrusu yazmak istemem. Hâlbuki en büyük eserler histen ziyade fikir ile yazılır. Hissin galebe ettiği eserler kadınlaşır. Mesela Endülüs’teki Araplar’ın bedâyi’-i mimariyesinde his o kadar galebe etmiştir ki taştan duvarlarında kalpleri görülür, saray-ı bedâyi’lerinin menkûşâtındaki renklerin

    hujı

    b3181542081has quoted6 months ago
    yayınlanmasından sonra göz hapsinde
    b3181542081has quoted6 months ago
    taşlarından biri olmuştur
    b3181542081has quoted6 months ago
    edebiyatını yakından takip etmiştir. Eserlerinin yekûnu
    b3181542081has quoted6 months ago
    konakta Hafız’ın Divan’ını okutasıymış
    b3181542081has quoted6 months ago
    Londra elçiliğinde görev almıştır. Londra’da dört yıl kalıp bu süre zarfında
fb2epub
Drag & drop your files (not more than 5 at once)